Yeni medya ortamlarından ve onları “yeni” kılan unsurların neler olduğundan bahsettikten sonra özellikle yeni medya ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiye de odaklanmak gerekmektedir. Bugün gündelik hayatımız bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tabletler, dijital platformlar, web siteleri, sosyal medya platformları gibi yeni medya araçları ve uygulamaları ile donatılmıştır. Gündelik hayat pratikleri, bu araç ve uygulamalar aracılığıyla deneyimlenmektedir. Toplumsal ve kültürel alana bu kadar entegre olan bu teknolojilerin, yine toplumsal ve kültürel alanın ayrılmaz bir parçası olan toplumsal cinsiyet ilişkileriyle bağlantılılığı göz ardı edilemez. Tam da bu nedenle, gündelik pratiklerin kurucu unsurlarından biri olan toplumsal cinsiyet ilişkileri, yine gündelik hayatı çerçeveleyen bu araçlardan bağımsız değildir.
İnternetin ve dijital teknolojilerin yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, bu yeniliklerin mevcut toplumsal cinsiyet ilişkilerini dönüştürme ve eşitsizlikleri ortadan kaldırma potansiyeli üzerine odaklanılmıştır. Özellikle, klasik feminist yaklaşımlar, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini sürdürme işlevlerinden dolayı teknolojiye ve teknolojik gelişmelere ilişkin karamsar bir bakış açısı edinmişlerdir. Klasik feminist yaklaşımların aksine siber feministler, bu yeniliklerin toplumsal cinsiyet ilişkilerini kadınlar lehine dönüştürme potansiyeline vurgu yaparak, internete iyimser bir bakış açısıyla odaklanmışlardır. Onlara göre, baskıcı toplumsal cinsiyet normlarından kaçan kadınlar ve erkeklerin, bu yeni çevrimiçi alanda kendileri için seçtikleri benlik ve kimliklerini özgürce sunmaları açısından dijital medyanın önemini vurgulamışlardır (Miller vd., 2016: 114).
İnternetin özgürleştirici potansiyeline odaklanan en önemli feministlerden biri olan Donna Haraway, bu dijital teknolojilerin toplumsal cinsiyet ilişkilerini dönüştürme gücüne odaklanmıştır. Dijital teknolojilerin ortaya çıkışı ile kadınlar, kendi biyolojik bedenleri ve kendilerine verilen toplumsal cinsiyet rolleri dışında hareket etme şansı yakalamışlardır. Çünkü, bu dijital ortamlarda “cinsiyet farkı ve eşitsizlik için temel oluşturan doğa ve biyoloji kanunları, sonunda yetkilerini kaybetmiştir” (Wajcman, 2004: 88). Dolayısıyla Haraway, özellikle kadınlar için, yeni dünyalar, yeni anlamlar ve yeni varlıklar yaratmak için bu dijital ortamlarının gücünü vurgulamaktadır.
Siberfeminizmin bir diğer önemli figürü olan Sadie Plant’e göre, dijital teknolojiler, kadınlar ve erkeklerin toplumsal cinsiyet kalıplarının dışında alternatif kimliklerle varlık göstermelerinin yolunu açmıştır. Plant’a göre, dijital teknolojilerin yaygınlık kazanmasıyla, mevcut toplumsal cinsiyet konularında köklü bir dönüşüm yaşanmıştır. Bütün eski beklentiler, kimlik duyguları ve stereotipler, kadınların ekonomik fırsatlar, teknik beceriler ve kültürel güçler kazanmasıyla birlikte altüst edilmiştir (1998: 37-38). Artık kadınlar, siber ortamda tüm bedensel ipuçlarını iletişimden kaldırarak, cinsiyet, yaş, ırk, ses ve görüntü gibi ayırıcı unsurları dışarda bırakarak farklı bir iletişim kurabilirler. Böylece, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini değiştirebilirler (Wajcman, 2006a: 12). Bu anlamıyla dijital ortamlar, kadınlar için eski toplumsal cinsiyet ilişkilerin ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin dışına çıkarak özgürleşmenin bir alanı haline gelebilir.
İnternetin ve dijital ortamların mevcut toplumsal cinsiyet ilişkilerini dönüştürme ve kadınları özgürleştirme potansiyeline ilişkin bu iyimser bakış açıları, sonraki araştırmalarda pek fazla desteklenmemiştir. Bu çalışmalarda, özellikle tek başına bu platformların toplumsal cinsiyet ilişkilerini dönüştürmede yeterli olmadığı ve çevrimdışı kimliklerin aslında sosyal medyada var olma biçimlerini etkilediği ve çevrimiçi kimlikleri belirlediği vurgulanmıştır (Miller vd., 2016: 114-115). Buna göre, bireylerin çevrimiçi kimlikleri çoğunlukla çevrimdışı veya gerçek dünyadaki erkeklik ve kadınlık rollerini yansıtmaktadır (Green ve Singleton, 2013: 37-38). Dijital çağda ve dijital ortamlarda cinsiyetçiliğin ve diğer kesişen eşitsizlik biçimlerinin yeniden üretildiğini gösteren çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Dolayısıyla, bugün artık ne teknolojinin tek başına özgürleştirdiği ne de tamamen ataerkil bir sisteme hizmet ettiği söylenemez. Teknolojiler, içinde gömülü oldukları bağlamlara göre çeşitli potansiyeller yaratırlar. Son dönem yapılan yeni medya araştırmalarında, bir yandan bu platformların, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ile mücadele için yeni bir alan oluşturmasına odaklanılırken, diğer taraftan bu alanda mevcut toplumsal cinsiyet rollerinin ve ilişkilerinin nasıl yeniden üretildiği tartışılmaktadır. Her ülke ve kültüre göre farklılık göstermekle birlikte yeni medya ortamları mevcut toplumsal cinsiyet ilişkilerinin sürdürülmesinin, güçlendirilmesinin ve yeniden üretilmesinin önemli bir alanıdır. Ancak, aynı şekilde kullanım pratiklerine göre, mevcut toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin değiştirilmesine yol açan yeni toplumsal ilişkilerin ve mücadelelerin yaratılması fırsatlarına da sahiptir.